Anasayfa / Gündem / Serkan Kaya; STK’lar Zamanın Ruhunu Yakalamak Zorunda

Serkan Kaya; STK’lar Zamanın Ruhunu Yakalamak Zorunda

Pendik KAIDER Kurucusu ve Onursal Başkanı, Ardahan Üniversitesi Vakfı yöneticisi ve ATA Hukuk Bürosu sahibi Avukat Serkan Kaya, Serhat Yaşam Dergisine önemli açıklamalarda bulundu.

Serhat Yaşam: Serkan Kaya kimdir?

Serkan Kaya: 1980 Ardahan/Çıldır doğumluyum. İlkokula doğduğum köyüm olan Güvenocak Köyü’nde başladım. 1986’da ailemin göç etmesi ile öğrenim hayatıma İstanbul’da devam ettim. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Kocaeli Üniversitesi Özel Hukuk alanında ve Maltepe Üniversitesi Siyasal Bilimler ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde yüksek lisans çalışmam bulunmaktadır. Evliyim ve 3 çocuğum bulunmaktadır. Yaklaşık 18 yıldır kendime ait ofisimde avukatlık ve hukuksal danışmanlık işi yapmaktayım. İstanbul’un en nitelikli hukuk bürolarından biri olan ofisimizde, adaletin tesisi için mücadele etmekteyiz. Birçok sivil toplum kuruluşunda görev yapmaktayım. Aynı zamanda sosyal projelerle de ülkemiz çocuklarının ve gençlerinin doğru eğitilmesi ve temiz gıda ile buluşması için çalışmalar yapmaktayım.

Serhat Yaşam: Hukukçu olarak son yıllarda en fazla hangi davalarda artış yaşandığını görüyorsunuz?

Serkan Kaya: Maalesef son zamanlarda toplumsal dokunun bozulması ve toplum psikolojisinde meydana gelen arızalar hemen tüm davaların artışına sebebiyet vermektedir. Sosyal dokunun bozulması, aile bağlarının zayıflaması, kısa yoldan zengin olma hevesi, tahammül sınırımızın daralması, ekonomik sıkıntılar ve en önemlisi de ahlaki değerlerimizin hızla erozyona uğraması adliyelerde dosya yığınlarına sebebiyet vermektedir. Ceza davaları, boşanma davaları, iş davaları ve elbette icra takipleri hızla artmaktadır. Yapılan onca düzenlemeye rağmen adliyelerin iş yükü altından kalkılmaz bir seviyeye ulaşmıştır. Sorunların hızlı çözümü için getirilen uzlaşma ve arabuluculuk müesseseleri de sorunlara derman olamamıştır. Yargıtay’dan ve Danıştay’dan dosyaların dönüş süresi 3 yılı aşmaktadır. Yargıtay’ın iş yükünü azaltmak için kurulan Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerinde de bu süreye yaklaşan bir bekleme süreleri oluşmuştur. Adaletin gecikmesi, toplumsal yapıyı daha fazla bozmakta, adalete olan güven duygusunu zayıflatmaktadır. Acil bir şekilde toplumsal uzlaşıyı sağlayacak, bireylerin bozulan psikolojilerini düzeltecek birtakım adımlar atmamız gerekmektedir. İnsanların geleceğe güvenle bakmalarını sağlamak durumundayız, yoksa çok daha vahim tablolar ile karşılaşmamız olası görünmektedir.

Mevcut düzen sürdürülemez bir hal almaktadır. Hukuk fakültesi reformunu acil bir şekilde yapmamız gerekmektedir. Bu tablo önümüze 2 seçenek sunmaktadır. Ya mevcut hâkim ve savcı sayısını artırmak zorundayız ya da toplumsal huzuru ve barışı tesis ederek dosya sayılarını azaltmak zorundayız. Ben ikincisinin daha kalıcı bir çözüm olduğuna inanıyorum.

Serhat Yaşam: Hukuk büronuzda ağırlıklı olarak hangi davalar görülmekte ve siz hangi alanda uzman olduğunuzu söyleyebilirsiniz?

Serkan Kaya: Az önce de ifade ettiğim gibi, büyük bir hukuk büromuz var. Burada ceza hukukundan, idare hukukuna, aile hukukundan icra iflas hukukuna, ticaret hukukundan kat mülkiyeti hukukuna, iş hukukundan miras hukukuna kadar çok değişik alanlarda müvekkillerimize danışmanlık sağlamaktayız.

Serhat Yaşam: Ardahan üniversitesi mütevelli heyetinde bulunuyorsunuz. Üniversitedeki gelişmeleri nasıl buluyorsunuz?

Serkan Kaya: Evet, Ardahan Üniversitesi Vakfının kurucuları ve mütevelli üyeleri arasındayım. Ayrıca Vakfın Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısıyım. Başkanımız ve aynı zamanda Üniversitemiz Rektörü Sayın Mehmet Biber Hocamız ve mütevelli heyetimizde yer alan çok değerli arkadaşlarımızla birlikte üniversitemizin kalkınması için bir çok çalışma yapmaktayız. Şu anda Üniversitemizde Planetaryum (gezegenevi) açma hazırlıklarımız devam ediyor. Bu bölgemiz için çok önemli bir hizmet olacak. Doğu Anadolu bölgesinde ilk olacak bu çalışma ile uzayı çocuklarımızın ve gençlerimizin ayağına getireceğiz. Astronot kıyafetleri giydireceğiz. Onlara bir vizyon kazandırmaya çalışacağız. Üniversite bünyemizde ana okulumuz ve kreşimiz açıldı. Kolej çalışmalarımız ise devam etmekte. Ayrıca yine çok önemli bir kütüphane projemiz olacak. Üniversite öğrencilerimizin 24 saat yararlanacakları ve ücretsiz çorba içebilecekleri büyük bir kütüphaneyi de en kısa sürede hizmete sunmanın gayreti içindeyiz. Yine Yalnızçam’da kayak tesisi yaparak turizm konusunda öğrencilerimizin iyi yetişmelerini sağlayacak bir çalışma içindeyiz. Bir yandan da halkımızın ihtiyaçlarını karşılamak üzere enstitüler kurarak şehir ekonomisine katkı yapma idealimiz bulunmaktadır. Hayvan Hastanesi Projesi de yakın zamanda bu amaçla gerçekleştirmeyi düşündüğümüz projelerimiz arasındadır. Üniversite Rektörümüz ve Vakıf Başkanımız Sayın Mehmet Biber Hocamız ekibiyle birlikte bir çok önemli çalışmayı yürütmekte. Bu yıl yüzde 95’e yakın bir doluluk oranına ulaştık. Yüksek lisans bölümlerimize rekor başvurular oldu. Öğrenci sayımız 6 bini aştı. Yeni bölümler açıldı ve inşallah açılmaya devam edecek. Kurucu Rektörümüz Prof. Dr. Ramazan Korkmaz’ı da bu vesile anmak isterim. Şehrimize kazandırılan bu muhteşem üniversitede hakkı ödenmeyecek bir emeğin sahibidir. Yine hem şehrimizin milletvekili hem de Vakfımızın mütevelli üyesi Sayın Prof. Dr. Orhan Atalay’a da buradan teşekkür etmek istiyorum. Zira saydığım ve sayamadığım bir çok projenin gerçekleşmesinde emek ve destekleri çok fazladır. Kendisi hem öncülük yapmakta hem de destekleri ile bizi motive etmektedir.
Bu arada şunun altını çizmek isterim ki bizim Vakfı kurma amaçlarımızdan en önemlisi, şehir ve üniversite bütünlüğünü sağlamak ve güzel şehrimizi bir Üniversite vizyonu ile büyütmek ve kalkındırmaktır. Bunu vakıf senedimize özellikle işledik. Vakıf olarak biz de, şehir ile Üniversite arasında bir köprü kurmaya çalışıyoruz. Hepsi birbirinden değerli mütevelli heyetimizle bunu başarabileceğimize inanıyorum.
Zira Ardahan; ruhu olan, çok kıymetli hazinelere sahip, muhteşem bir şehir. Bize düşen görev bu hazinelerin ortaya çıkarılarak ülkemiz ve dünya ile buluşmasını sağlamak ama bu arada şehrin ruhunu da muhafaza edecek tedbirleri almaktır. Doğasıyla, doğal ürünleriyle ve sosyal dokusuyla bu şehrin ülkemize katacağı çok şey var. Bunu inşallah başaracağız.

Serhat Yaşam: STK yönetimlerinde bulundunuz. İstanbuldaki Kars, Ardahan ve Iğdır Derneklerini başarılı buluyormusunuz?

Serkan Kaya: Evet elbette önemli bir kısmını başarılı buluyorum. Kurucusu ve onursal başkanı olduğum KAIDER başta olmak üzere derneklerimizin, hem kültürel hayatımıza hem de toplumsal gelir dağılımdaki adaletsizliğin giderilmesine önemli katkıları olduğunu düşünüyorum. Kültürel değerlerimizin yaşatılması ve tanıtılması noktasında STK’ların çok önemli bir görevi olduğuna inanıyorum. Ancak her şey gibi STK’ların zamanın ruhuna ayak uydurması gerekmektedir. Dünya değişiyor. Bakın son 40 yılda dünya 2 kutuplu bir düzenden tek kutupluya döndü. Şimdi ise hızla çok kutuplu bir düzene doğru gidiyor. Dünya düzeninin bu kadar hızlı değiştiği bir zamanda STK’ların stabil kalması düşünülemez. Onların da değişmesi, dünya ile entegre olması gerekiyor. Bir dernek 20 yıldır aynı faaliyetleri yapıyor ise orada ters giden bazı şeyler vardır. Veya bir derneğin başkanı uzun zamandır değişmiyor ise yine sorgulanması gerekir. Mikro milliyetçilik yapmadan derneklerimizin faaliyetlerini çağın gereklerine uygun şekilde reforme etmesi gerekir. Bu da en başta derneklerin amaçlarını gözden geçirmeleri ile mümkündür. Amacını istişareler ile doğru belirleyen derneklerin elinde bir yol haritası olacaktır. Bu da derneklerin faaliyetlerini şekillendirmede yardımcı olacaktır. Peki mikro milliyetçilik yapmadan yöre dernekçiliği mümkün müdür? Evet, bence mümkündür. Bu ülke doğusu-batısı ile kuzeyi güneyi ile, her dinden her inançtan, her etnik kökenden insanı ile bizimdir. Bu ülkenin birleşmeye, kalbinin birlikte atmasına ihtiyacı vardır. O halde mikro milliyetçilik bizim toplumsal yapımıza zarar verebilir. Buna engel olmak için kendi değerlerimizi anlatmalı, tanıtmalı ama başka değerleri de tanımalı ve sevmeliyiz. Kazı övmek için Denizli horozuna kötü demeye gerek yoktur. Kars kaşarı mükemmeldir ama Trakya kaşarı da güzeldir. Çıldır Gölü başka güzeldir Van Gölü başka güzeldir. Sarıkamış’ın karı ayrı güzeldir, Palandöken’in ayrı güzeldir. Kavılca da çok kıymetlidir, siyez de çok kıymetlidir. Posof fasulyesi de Çayeli fasulyesi kadar lezzetlidir. Bir Türk genci Ani’yi de bilmelidir, Kapadokya’yı da bilmelidir. Iğdır kayısısı başka güzeldir Malatya kayısısı başka… Bize düşen görev bölgemizi tanıtmak ve ülkemizin her bireyinin sevmesini sağlamaktır. Bölgemize yakışır bir duruşa sahip olmaktır. Bölge kültürümüzden ve değerlerimizden, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne, kalkınmasına ne gibi katkılar sağlanabileceğini ortaya koymaktır. Bölgenin sorunlarını çözecek projeler üretmektir. Bu projelerin gerçekleşmesi için kamuyu etkilemeye çalışmalıdır. Katma değeri yüksek bir üretim ekonomisine geçmek ve çağın gereklerine uygun bir eğitim sisteminin hayata geçmesinin takipçisi olmaktır. Özellikle medyanın belli çıkar gruplarının eline geçmesi nedeniyle, STK’ların artık demokrasilerde 4. Kuvvet olması gerektiğini düşünüyorum. Ben STK’ların en temel vazifesinin bunlar olduğuna inanıyorum. STK yöneticilerinin, yüreğinin ve aklının bir ucunda ülkemize hizmet etme duygusunu bir an bile çıkarmamasını temenni ediyorum. Tabi burada bir yanlış anlaşılmanın da önüne geçmek istiyorum. STK’ların vatansever olması başka iktidara yakın olması başka şeydir. STK’lar sivil kalmalıdır. Gerektiğinde yöneticileri uyarmalı ve yönlendirmelidir. Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmelidir. Vatanı gerçekten sevmek bence budur.

Serhat Yaşam: Kars, Ardahan ve Iğdır bölgesindeki gelişmeleri nasıl görüyorsunuz? Bölgedeki göçün durması için neler yapılabilir?

Serkan Kaya: Bölgemiz gelişmişlik düzeyi halen istediğimiz seviyede değil. Ama bu konuda hem yöneticilerin hem de halkımızın bir gayret içinde olduğu da bir gerçek. Sahip olduğumuz değerleri kaybetmeden bölgemizi geliştirebilirsek, hem ülkemize hem de dünyaya güzel mesajlar verebilecek bir potansiyele sahibiz. Iğdır gibi muhteşem verimli bir toprak, bu ülke ekonomisine daha fazla katma değer sağlamalıdır. Ama verimliliği ve üretimi artırırken toprağı bozmayacak tedbirleri de almak zorundayız. Kars’ın granit ve bazalt ile kaplı binalarının inci gibi dizildiği o muhteşem caddelerini, beton yığınlarına heba etmemeliyiz. Mümkünse bazalt üretimi yapmalı, mevcut yeni binaları da bazalt ile kaplamalıyız. Ani’nin binlerce yıla meydan okumuş fresklerini ve yapılarını korumalı ve dünya seyyahlarının ilgi alanlarına sokmalıyız. Ardahan’ın bin bir çeşit çiçeğe ev sahipliği yapan doğasını ve verimli topraklarını korumak zorundayız. Kafkas arılarına sahip çıkmalıyız. Bölgenin bir tarım ve turizm cenneti olduğunu küçükten başlayarak herkese anlatmalı ve tüm yatırım ve çalışmaları bu vizyona uygun şekilde planlamalıyız. Hayvancılığı daha verimli kılmak için gerekli yatırımı yapmak zorundayız. Eti bölgede işleyecek tesisleri kurmalıyız. Yetiştirilen ve yapılan onlarca kıymetli ürünün markalaşmasını sağlamalı ve dünya standartlarında üretim yapmalıyız. Ürettiklerimizi ihraç etmeyi düşünecek bir vizyona sahip olmalıyız. Yöneticilerimizi bu vizyona uygun seçmeli, bu vizyona doğru yönlendirmeliyiz. Yaz turizmini de kış turizmini de bölgenin doğasını bozmadan, canlandıracak adımlar atmalıyız. Bu vizyonu ortaya koyabilir isek ben bölgemizin kısa sürede dünyanın en önemli tarım ve turizm merkezlerinden biri olacağına inanıyorum. Bu konuda adıma atmaya başladıktan sonra sadece göçün durmasını engellemekle kalmayacağız, kısa sürede tersine göçün başladığını da göreceğiz. Ve hatta ben daha ileri giderek, mutlaka gerçekleşecek bu tersine göç için belediyelerin şimdiden şehir planlarını hazırlamaları gerektiğini düşünüyorum.

Göz Atın

Ataşehir Belediye Bütçesinden Basına Ayrılan Paralar Nereye Harcandı?

İstanbul Ataşehir İlçesinde çalışan yerel Gazeteciler, Ataşehir Belediyesi’nin bir yıldır kendilerine reklam verilmemesine tepki gösterdiler. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir