
Kamuoyunda son günlerde en fazla tartışma konusu olan ”Fon krizi” ile birlikte kısa sürede ve kısa yoldan zengin olmak için nasıl geniş kitlelerin mağdur edildiğini gördük. Yolda bir ağaçta salınan elmayı ”haram” diye dokunmayan bir nesilden, başkasının yıllarca biriktirdiği alınterini bir kaç günde almayı kazanç olarak gören bir nesile nasıl geldiğimizi tartışıyoruz.
Bir toplumun temeli ahlak ve adalettir. Eskiden var olan yardımlaşma, saygı, hoşgörü ve komşuluk gibi değerlerin yerini bireyselleşme, öfke ve duyarsızlığın alması toplumsal ve kısa süre içinde zengin olma isteği ahlaki çözülmeye yol açabiliyor. Hayat pahalılığı, gelecek kaygısı ve insanları sürekli bir rekabete ya da hayatta kalma mücadelesine iten koşullar, sosyal medyada beğenilme duygusu ve çabası toplumda bir sosyal çürümeye zemin hazırlayabiliyor. Yolsuzluğa, torpil ve kul hakkına susan bir toplum ahlak anlayışında malesef erozyona uğrar. Son yıllarda toplumun bazı kesimlerinde önce utanma duygusu kayboldu, ardından kötülüğün adı değişti, en sonunda ise kötülüğün alkışlandığını görmüş olduk.
Sosyal medyada sanal hayatlara özenen gençler ve kendi özel hayatlarının her anını paylaşan bir toplumda sosyal çürüme daha fazla etkisini gösterdiğini görebiliyoruz. Kapıda veya balkonda kokusu komşuya gider canı çeker diye piknik alanlarında mangal yapan bir nesilden, lüks restaurantlarda yediklerini sosyal medya sayfalarında paylaşan bir nesil ortaya çıktı. Eskiden dışarıda oynayan ve zaman geçiren çocukları eve sokmak için çaba gösterilirdi. Şimdi çocukları bilgisayar ve cep telefonları başında kaldırıp dışarı çıkarmak için çaba gösterildiğini görüyoruz.
Ekonomik kötüleşme ise yoksulluğu arttırdığı gibi sosyo-kültürel çürümenin da yolunu açıyor doğal olarak. Günümüzde hedefine ulaşmak için ahlaki, etik ve insani kuralları hiçe saymayı ve her türlü yöntemi mübah görmeyi savunan düşünce yapısına veya bu özelliğe sahip olan kişilerin sayısının artığı bir dönem yaşıyoruz.
Toplumda sosyal çürüme her tarafımızı sarmaya hızla devam ediyor. Sosyal çürüme toplumda kabul edilen ve benimsenen, etik, ahlak, erdem, insanlık, iş ahlakı, dürüstlük, adalet, inanç gibi değerlerin gün geçtikçe çürümesi, anlamını yitirmesi demektir. Yaşadığımız zaman şunu gösteriyor ki maalesef insanlar menfaatlerinin yanında duruyor vicdanı çürüyor. Çok değil bundan çeyrek asır önce insanlar daha dürüst ve erdemli idi. Ne süte hile karıştırılırsa, ne duygulara kirlilik. İnsanlar doğrunun yanında dururdu. Adalet ve hukuk tam olmasa da işlerdi. Siyasi liderler ekranlara çıkar dobra dobra tartışırdı. Yazılı ve görsel medya daha onurluydu. İnanç kurumlarının işleyişi daha insaniydi. Ülkenin ordusuna ve güvenlik kurumuna tam olmasa da güven vardı. Günümüzde bu kurumlara güven erozyona uğramış gibi görünüyor.
Herkesin birbirine ”Bizler ne zaman bu halle geldik” dediği bir dönem yaşıyoruz. Ekonomik kriz yüzünden ödemekte zorlanan kredi kartları, artan maliyetler yüzünden zor günler geçiren esnaf, akaryakıta gelen zamlar yüzünden mahsülü elinde kalan çiftçi ve buna benzer sıkıntılar yüzünden toplumsal güven ve birliktelik yerine toplumda sosyal çürüme belirtileri görülmeye başlıyor.