
Dünyada ülkelerin kaderini belirleyen ve şekillendiren siyasetçilerdir. Halkı için kendi hayatını adayan başarılı siyasetçilerin ülkeleri için yaptıkları tarihte örnekler ile doludur. Donanımlı, bilgili ve gerçek liderlik özellikleri olan siyasetçilerin başarısı yanında, kendi çıkar ve menfaatlerini halkın çıkar ve menfaatleri önünde gören koltuk sevdalısı siyasetçilerin sayısı son yıllarda hızla arttığını görüyoruz.
Siyasetçiler, verdiğimiz oylar ile seçilirler ve bir kere seçildi mi bir daha seçilmek isterler. Bazı siyasetçiler ise oturdukları koltukları bırakmak istemezler. Kendilerini her konuda bilirkişi gibi görürler. Seçilen bazı milletvekilleri 4-5 dönem yaklaşık 20 yıl görev yaptıkları yetmez bir daha listenin başında onları görürüz. Aynı şey Belediye Başkanı adayları içinde geçerli. Adamlar 10-15 yıl Belediye Başkanlığı yapmış yeni projeler olduğunu öne sürerek bir daha aday olup oy istiyorlar.
Siyaset, aslında kendi çıkarlarını ve bireysel amaçları için çabalayan değil, halkın ihtiyaç, refahı, huzurunu ve toplumun çıkarlarını gözeten bir görev olarak bilinmesi gerekiyor. Siyasetçi ve politikacı aynı şeyi ifade eder ve aynı amaca hizmet ederler. Siyaset ve politika, gruplar arasında kararların alındığı veya bireyler arasındaki güç ilişkilerinin, kaynakların dağıtımı veya statü, makam gibi diğer mevki biçimlerinin ilişkilendirildiği bir dizi faaliyeti ifade eder. Siyaset ve hükümeti inceleyen sosyal bilim dalına siyaset bilimi denir.
Siyaset bir meslek değildir. Ama her meslekten insanın yer aldığı ve itibar kazanmak için bir araç olarak kullandıkları siyaset kirlenmeye başladı. Ülkemizde son yıllarda başta iktidar partisi ve ana muhalefet partisi olmak üzere siyasi partilerde bir yozlaşma ve çürüme görüntüsü veriyor.
Yıllarca siyaset bilimci olmak için eğitim almış iki üniversite bitirmiş akademisyenler siyasi partilerde kendine yer bulmak için türlü engeller ve güçlükler ile mücadele ederken, lise mezunu bazı siyasetçiler 15- 20 yıl aynı partiden kendini her seçimde liste başı yazdırarak ve her dönem aynı sözler ve gercekleştirmeyecekleri vaatlerde bulunarak koltuklarını koruduklarını görüyoruz.
Siyasette yaşadığımız ve gördüğümüz bu karmaşık ve ilginç durum siyasi partiler yasasından mı kaynaklanıyor? Yada halkın oylarıyla seçilen siyasetçilerin daha sonra halkın kendilerine biat etmesini istemeleri coğrafi bir kader mi? Bu duruma halla bir anlam veremedim. Avrupa ülkelerinde siyasetçiler vatandaşlardan korkar, ülkemizde vatandaş adeta siyasetçilerden korkar ve çekinir hale geldi.
Vatandaş olarak bizi temsil eden siyasetçileri biz oylarımız ile seçiyoruz ve oylarımız ile o makamlara indiriyoruz. Siyasetçiler yaptıkları ile bize hesap vermek zorunda oldukları bilincine vardığımızda siyasetçiler vatandaştan çekinir ve o koltukları 15-20 yıl yapışıp durmaz. Bu koltukların hizmet için oldukları ve sonraki dönemde başta gençler olmak üzere koltuğunu yeni isimlere bırakmayı bilmesi ve öğrenmesi gerekiyor. Böylece siyaset ömür boyu yapılan bir meslek değil bir dönem için hizmet anlayışı olarak kabul etmeleri gerekiyor.
Bazı siyasetçiler kendilerinin yeri dolduracak birilerinin olmadığını iddia ederek “Ben gidersem işler yürümez” veya “Ben olmasam kimse bu işi beceremez” diye kendilerini üstün bir kişilik olarak görür. Aslında hayata her işin ve herkesin bir yedeği vardır. Dünyada ne sultanlar ve krallar göç edip gitmiş. Ama Dünya batmamış, hayat devam ediyor.
Partilerde bazı il ve ilçe Başkanların seçimlerinde genel merkezlerin müdahalesi ile belirtilen adayın parti tabanın tepkisine rağmen baskı ile tek aday gösterilmesi tartışılması gereken ayı bir konudur. Siyaset bilgi birikim ve tecrübe gerektiren bir sorumluluktur. Bireysel ilişki ve dostluklar ile verilen makamlarda her zaman sorunlar ve sıkıntılar yaşanmıştır. Hak etmeyene verilen makamdan başarı beklemek saflık olur. Bundan dolayı siyaset, bir meslek değil, topluma fayda sunma aracıdır.
Erkan SARIKAYA