
Tarih henüz yaşanırken, kim kendisine tarihin hakemi olma yetkisini veriyor?
Tarih, uzun süre iktidarların meşruiyetini üretmenin ve kutsamanın aracı oldu. Aydınlanma’yla birlikte ise geçmişi yalnızca meşrulaştıran değil, meşruiyetin hangi temeller üzerine kurulduğunu sorgulayan özerk bir bilgi alanına dönüşmeye başladı.
Çünkü geçmişi kendi lehine yorumlamak isteyen iktidarla, geçmişi sorgulayarak anlamaya çalışan tarihçinin amacı aynı değildir.
CHP’den ayrılanların kullandığı “Tarihin doğru tarafındayız” sözü de bu nedenle üzerinde düşünülmesi gereken bir iddiadır.
İnsanın kendisini haklı ilan etmesi başka, haklılığını ortaya koyması bambaşka bir şeydir.
Geçmişi araştıran tarihçiler bile tarihsel olayları her zaman aynı biçimde yorumlayamazken, henüz yaşadığımız siyasi sürecin içinden kim, kimin tarihin doğru tarafında olduğuna hükmedebilir?
Kendi siyasi tercihini tarihin hükmü gibi sunmak, o tercihi kendiliğinden doğru yapar mı?
Daha da önemlisi, temsil ettikleri siyasi iradeye, örgüte ve seçmene karşı hesap vermeden kendilerini tarihin doğru tarafında ilan edenlerin bu iddiası hangi meşruiyet temeline dayanıyor?
Dün etrafında kenetlendiğiniz, savunduğunuz, uğruna mücadele ettiğiniz parti ve kişiler için de benzer sözleri, hatta çok daha fazlasını söylerken tarihin doğru tarafında mıydınız?
Dün de kendinizi haklı görüyordunuz, bugün de öyle.
Peki, değişen ne? Siyasi safınız mı, ilkeleriniz mi, yoksa haklılık ölçünüz mü?
Haklılık ölçünüz değiştiyse, neye göre değişti?
CHP’nin tarihsel kimliği bir sıfatla silinemez
Bu sorular, CHP’den ayrılanların partiyi “Butlan CHP’si” diye nitelemesiyle daha da somutlaşıyor.
Bu ifadeyi yalnızca yanlış bir sözcük tercihi olarak görmüyorum. Hukuki bir tartışmayı, bir partinin tarihsel ve kurumsal kimliğini geçersiz ilan etmenin gerekçesine dönüştürmek; siyasi açıdan indirgemeci, kurumsal mirasa karşı sorumsuz bir tutumdur.
Bir partinin yönetimine itiraz etmek başka, o partinin tarihsel kimliğini kendi siyasi konumuna göre yeniden tanımlamaya kalkışmak başkadır.
CHP’nin tarihsel mirasını kendi siyasi konumuna göre yeniden tanımlama cüreti, yalnızca siyasi bir yorum farkı değildir; partinin tarihini, örgütsel birikimini ve toplumsal temsilini kendi tercihi doğrultusunda yeniden hükme bağlama iddiasıdır.
CHP kimsenin mülkü değildir; ama hiç kimse de kendi siyasi ayrılığını meşrulaştırmak için onun tarihsel ve kurumsal kimliğini hükümsüz ilan edemez.
Giden arkadaşların hangisi bu siyasi geçmişin dışından geliyor?
En yenisi bile yıllarca yetkili organlarda görev almışken, bugün eleştirdikleri hangi yanlış karşısında ne zaman, hangi ilkesel gerekçeyle durdu?
Dün parçası olduğunuz yapının hangi yönünü savunuyordunuz; bugün hangi gerekçeyle o yapıyı “asıl” ve “butlan” diye ayırıyorsunuz?
Dünün siyasi sorumluluğunu üstlenmeden bugünün haklılığını ilan etmek mümkün müdür?
Hukuki bir sürecin anlamı ve sonuçları hukuk zemininde tartışılır. Ancak hiçbir hukuki tartışma, bir partinin tarihini, örgütsel birikimini, ilkelerini ve toplumsal temsilini tek bir sıfatla ortadan kaldıramaz. CHP’nin tarihsel mirası, kimsenin kendi siyasi tercihine göre yeniden adlandırabileceği bir alan değildir.
Siyasi ayrılık demokratik bir haktır. Eleştirmek, itiraz etmek, başka bir yol seçmek de öyle. Fakat demokratik bir hakkın kullanılması, kişiye kendi kararını tarihin kesin hükmü gibi sunma yetkisi vermez.
Tarih hükmünü eylemlerle verir
Gerçekten samimi bir soruyla bitirmek istiyorum:
Tarihin doğru tarafında olduğunuza kim, neye dayanarak karar verdi?
Belki de birbirimize tarih adına hüküm vermek yerine, bugün hangi değerleri savunduğumuzu, hangi yöntemlerle mücadele ettiğimizi ve halka karşı sorumluluğumuzu konuşmalıyız.
Tercihlerimizi ilkelerimizle, yöntemlerimizi sonuçlarıyla, siyasetimizi halka karşı sorumluluğumuzla sınayalım.
Çünkü tarihin doğru tarafında olduğunu söylemek bir iddiadır; bunu gösterecek olan sözlerimiz değil, eylemlerimizdir.
Tarih henüz yaşanırken kendisini tarihin hakemi ilan etmek kolaydır. Asıl mesele, yarın tarih tarafından sorgulandığımızda hangi ilkelerin, hangi tutarlılığın ve hangi siyasi sorumluluğun arkasında durabileceğimizdir.
Süreyya Cinik