
VEFA’NIN TADI
Geçenlerde bir reklam repliği duydum:
“Vefa’nın tadı.”
Bisküvi çaya batırılıyor, geçmişten bugüne uzanan bir duyguyla buluşuyordu.
Bir an düşündüm:
Vefanın gerçekten bir tadı var mıdır?
Kokusu?
Sıcaklığı?
Bence vardır.
Vefanın tadı biraz buruk, biraz sıcak, biraz da eskidir.
Ama bugün vefayı yalnızca geçmişte yaşanan güzellikleri hatırlamak olarak düşünmüyorum.
Bazen vefa, zor zamanda kalabilmektir.
Bir çınarın dalları fırtınada kırılırken gölgesinde durmaya devam etmektir.
Çünkü güneşli havalarda herkes aynı ağacın altındadır zaten.
Asıl mesele, fırtına çıktığında nereye gittiğinizdir.
Bugün CHP de ciddi bir sarsıntının, tartışmaların ve bölünme ihtimalinin içinden geçiyor.
Böyle zamanlarda vefa, hiçbir şeyi sorgulamamak değildir.
Yanlış gördüğünü söylememek hiç değildir.
Tam tersine; eleştirmek, itiraz etmek, değiştirmek istemek de partinin içinden gelen bir sorumluluktur.
Ama fırtınadan zarar görmesin diye çınarın dalını kendi elimizle kırmamak da bir vefadır.
Çünkü bir parti yalnızca bugünkü yöneticilerinden ibaret değildir.
On yılların emeği vardır.
İnsanların umutları, mücadeleleri, kayıpları vardır.
Sandık başında bekleyenlerin, afiş asanların, kapı kapı dolaşanların, hiçbir makam beklemeden yıllarını verenlerin emeği vardır.
Ve CHP söz konusu olduğunda, yalnızca bir siyasi organizasyondan değil, Türkiye’nin siyasal tarihinde derin bir yeri olan bir yapıdan söz ediyoruz.
Bu nedenle bugün sorulması gereken soru belki de şudur:
Fırtına çıktığında biz ne yapıyoruz?
Ağacı mı terk ediyoruz?
Dallarından birini mi koparıyoruz?
Yoksa gövdesinin daha sağlam kalması için elimizden geleni mi yapıyoruz?
Vefa, her şeyi doğru bulmak değildir.
Vefa, yanlışlara rağmen susmak değildir.
Vefa, gerektiğinde itiraz ederken ait olduğun yapının bütününü de korumaktır.
Çünkü bazı şeyler kişilere ait değildir.
Partiler de kişiler gelip geçsin diye değil, kendilerinden sonra da yaşayabilsin diye vardır.
Belki de bugün CHP’nin ihtiyacı olan şey tam da budur:
Birbirimizi tüketmeden eleştirebilmek…
Kırmadan itiraz edebilmek…
Ve fırtınayı fırsata çevirmek yerine, fırtınadan kurumu daha güçlü çıkaracak bir aklı yeniden kurabilmek.
Çünkü vefa bazen bir insanın elini tutmaktır.
Bazen bir geçmişi unutmamaktır.
Bazen de…
Fırtına dindiğinde hâlâ ayakta kalabilsin diye, ait olduğun yerde; belki kırgın, kızgın, belki küs olduğu halde çınarın altınd buluşabilmektir.
İşte benim için vefanın tadı biraz da budur.