DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

ARDAHAN’IN KURTULUŞU VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Yayınlanma Tarihi : Google News
ARDAHAN’IN KURTULUŞU VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

23 Şubat 2025 günü, memleketim Ardahan’ın özgürlüğüne kavuşmasının, 45 yıl sürmüş bir karmaşadan çıkışının 104. yıldönümü kutlanacak. 19 Şubat’ta İstanbul Ardahan Dernekler Federasyonu’nun, 27 Şubat’ta İstanbul Ardahan İl Kültür ve Dayanışma Derneği’nin çağrılı konuşmacısı olarak iki toplantıya katılacağım.
Ardahan’ın 19. Yüzyıl son çeyreğinden 20. Yüzyıl ilk çeyreğine uzanan çok acılı ve sancılı hikâyesinde, bugünümüze ışık taşıyan çok önemli bir arka plan bulunur.
1991 yılının Temmuz ayında Yunanistan’ın Palio kasabası kıyısında bir rastlantı sonucu karşılaştığımız, hayatında Ardahan’ı hiç görmemiş bir Rum kadının Ardahanlı olduğumu ve sözünü ettiği Sindisgom köyünü bildiğimi söylediğimde gözyaşları içinde kalmış olduğunu hiç unutamam. Annesinden, babasından dinlemişti o güzel memleketteki doğayı, insan kardeşliğini, hoşgörülü birlikteliği…
1878 yılında Osmanlı yönetimi tarafından Ruslara Savaş tazminatı olarak verilmiş Elviye-i Selâse (Kars-Ardahan-Batum) illerinden biri olan Ardahan ve çevresinde 1917 Ekim Devrimi sonrasında Rus kuvvetlerinin çekilmesinin arkasından çok önemli olaylar yaşanmıştı. Binlerce kilometre öteden gelmiş İngiliz kuvvetlerinden Gürcülere, Batılı emperyalistler tarafından kendilerine bölgede bir devlet sözü verilmiş silahlı Ermeni güçlerine, Kürtleri ayrı devlet kurmak için kışkırtan birilerinin varlığı içinde, 3-5 Ocak 1919 tarihinde bir Ardahan Kongresi, 18 Ocak 1919 tarihinde de Kars’ta geniş bir coğrafyadan gelmiş 131 delegenin katılımıyla Cenubi Garbi Kafkasya Cumhuriyeti kurulmuştu. Bu Cumhuriyet’in Eğitim Bakanı Rum öğretmen Yelena idi. Aynı tarihte İngiltere, Fransa, ABD ve Japonya’nın katılımıyla yapılmış Paris Barış Konferansı’nda Elviye-i Selâse Ermeni devleti bölgesi olarak tanınmıştı. Yine aynı tarihlerde Kars’ta postane müdürü olan Ermeni Çarpan, Paris’te Jön Türklerin çıkarmakta olduğu Meşveret dergisini dağıtmaktadır.
1917 Ekim Devrimi’nden sonra bölgeden çekilen Rus kuvvetleri içindeki 50 subay yeni kurulan Cumhuriyet’in Dışişleri Bakanı Fahreddin Bey’e başvurarak Türkiye’de kalmak istediklerini söylemiştir. Aralarında Cenubi Garbi Kafkas Cumhuriyeti kurucuları olan 80 kişi daha sonra İngilizler tarafından Malta’ya sürgüne gönderilecek ve Sevr Anlaşmasının 230 ve 231 maddeleri gereği kurulan mahkemelerde “Ermeni Kırımı Suçlularının Yargılanması” davasında sanık olacaklardır.
Büyük Britanya İmparatorluğu Kraliyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bu soruşturma 29 Temmuz 1921 tarihinde “takipsizlik” kararı verilmesi ile sonuçlanacaktır. Kraliyet Başsavcılığı, adil yargı konusunda dünyaya örnek bir karar vermiştir.
Bölgedeki direniş ve örgütlenmelerde önemli roller oynamış, Enver Paşa’nın kurucusu olduğu Teşkilat-ı Mahsusa adlı örgüt Kurtuluş Savaşı’nı başlatacak Mustafa Kemal Paşa tarafından çok güvenilir bulunmayacak ve Sivas Kongresi sırasında bu tür örgütlerle ilişkisi olunmayacağına ilişkin bir yemin metni okutturulacaktır.
Enver Paşa’nın öz amcası, Cenubi Garbi Kafkas Cumhuriyeti’nin İstanbul Hükümeti ile ilişki kurmak üzere görevlendirdiği Halil Paşa’ya göre, 1918 yılı sonunda Alman makamlarından aldığı para yardımı 4 Milyon altın, yani 18 Milyon Dolar’ı bulmuş Enver Paşa’nın uğruna on binlerce çıplak askerimizi Sarıkamış’ta donma felaketine sürüklediği “Turan” davası, bir Alman oyunudur. 21 Mayıs 1919 günü Bandırma’ya çıkarak Ege kıyılarında işgale karşı bir direniş savaşı başlatan 17. Kolordu Komutan Vekili Bekir Sami Paşa’nın da Halil Paşa’nın da yaverliğini yapmış Yüzbaşı Selahattin’in 16 ciltlik anılarında yer alan bu tarihi gerçekler, İlhan Selçuk tarafından roman sayfalarına aktarılacaktır.
Benim de çeyrek yüzyılı aşkın bir süredir tükenmeyen bir aşkla araştırdığım tarih sayfaları, romanlarımda ve öykülerimde dedemin, nenemin anılarından yola çıkılmış kurgularla buluşturularak bir yandan da edebiyat alanına doğru aktı.
“Romanlarımızda Kurtuluş Savaşı ve Kadınlarımız”, “Aynanın İçi Aynanın Dışına Karşı”, “Amin Maalouf ile Geçmişten Günümüze” adlı kitaplarım ve aralarında Ersin Hakan adlı tarihçi hemşerimin kitaplarına ilişkin eleştirel denemelerimle bu konularda epeyce bir yol aldığımı sanıyorum.
Yetmiş yaşımı çoktan aşmış olsam da, bana cerrahiyi öğreten ama adımı bir türlü öğrenemeyen hocam Op. Dr. Hüsrev Polat’ın deyimiyle, “Ardahanlı Çocuk”um ben. Bununla da onur duyuyorum.
Dünyanın en zengin kır çiçeği florasına sahip memleketimin, ormanlarının, otlaklarının ve doğasının korunması için verdiğim mücadelede defalarca saldırıya uğradım, tehditler aldım, yargılandım… Hayatımda ilk kez de Ardahan tarihiyle ilgili konuşmaların yapılacağı toplantıların çağrılı yazarı oldum.
Ardahan’ın kurtuluş gününde, ülkesi işgal edilmeye başlanmış Halide Edip’in 22 Mayıs 1919 tarihinde Sultanahmet Meydanı’nda yaptığı o tarihi konuşmadaki sözü anımsatmak istiyorum: “Milletler Dostumuz, Hükümetler Düşmanımızdır!”
Hükümetler de düşmanımız olmayacaktır; yeter ki bizi kendi çizdikleri yazgılarla kardeş kavgalarına, diğer halklar ve milletlerle düşmanlığa, Orta Çağ karanlıklarına sürüklemesinler, ülkemizin varlıklarını türlü dalaverelerle yağmalamaya kalkmasınlar.
Selam olsun Ardahan’a, selam olsun er geç barışı ve kardeşliği egemen kılacağına inandığım büyük insanlığa…

 Alper Akçam

YORUM YAP